Bakış Açısı

20’li yaşlarımın başında (nedenini bilmesem de) aklıma hiç gelmeyen, ama ilerleyen yıllarda her fark ettiğimde  kendime “aaaa bak…” tepkisi verdiren bir mevzu: Bakış Açıları…

Mesleki ve özel hayat içerisinde bir yer edinmeye çalıştığımız ilk 22-25 yıllık serüvenimizde muhtemelen bize yakın değer yargıları, hedefleri, zevkleri olan arkadaşlar ediniyoruz. Bu yıllarda önemli bir çoğunluğun prestijli okullarda okuma, hayalini kurduğu başarılı bir kariyer, ve kendilerini heyecanlandıran bir partner arayışı etrafında kümeleştiğini söylemek herhalde yanlış olmaz. Bu dönemde etrafınızdakilerle düştüğünüz fikir ayrılıklarının temel sebebi muhtemelen aileden alınan değerler ya da  Freudyen deyişle, çocukluğunuzda tattığınız ve yaşamaya alışık olduğunu duygu-düşüncelerin diğerlerinden farklı olmalarıdır. Burada önemli bir parantez açmak isterim ki bence kendimizi tanımamızın en önemli parçalardından biri de o yıllarda “Neden böyle düşünüyorum? Neden böyle hissettim? Neden böyle davrandım?” sorularının peşine düşmektir. Zira, psikoloji ve felsefe ilimleri bu soruların cevaplarını bir süredir bizim yerimize arıyor. Hatta bu konulara merak ve konuşma isteğinizin yoğunluğuna bağlı olarak bu alanda uzmanlaşmış bir terapiste gitmek faydalı olabilir.

Gelelim o meşhur herkesin yolunun ayrıldığı, hayat telaşına kapıldığı yıllara… Bu evrede de yine kendinize yakın hissettiğiniz üniversite yıllarından edindiğiniz arkadaşlıklar önemli. Lakin aynı olay veya durum karşısında iki farklı arkadaşınızın çıkardığı iki birbirine çok uzak sonuç sizi bir hayli şaşırtabilir. Biraz detaylı düşündüğünüzde, hatrı sayılır bir zamandır tanıdığınız arkadaşlarınızın neden öyle sonuçlara vardıklarını anlamak mümkün. Geçtiğimiz günlerde, biri şu an seçtiği yolda emin adımlarla ilerlerken; diğeri bulunduğu yeri sorgulayan hayata dair kavramları daha derin irdeleyen bir dönemde olan ama aslında özlerinde birbirlerine çok benzeyen iki arkadaşım üzerinde onlar farkında olmadan bir deney yaptım*: Onlara kendi başımdan geçen, görece karar vermenin – anlamanın zor olduğu bir olayı anlattım, ve fikirlerini-tavsiyelerini sordum. Sonuçları aynen aktarıyorum: İlk arkadaşım olayların sebebini analiz ederken çok daha olumlu, çözülebileceğinden emin bir yaklaşım sergilerken, ikinci arkadaşım aynı olayın nedenlerini analitik olarak son derece tutarlı (hatta bence sebep-sonuç bağlama şekli ilkinden bir tık daha iyi olabilir) değerlendirip durumun neredeyse ümitsiz olduğu kanaatine vardı.

Asıl kafamı kurcalayan soru: nasıl oldu da hayatın bir evresinde her konuda çok yakın fikirlere sahip olduğumuz, mesleklerinde çok önemli yerlerde olan özel hayatlarında benzer bu iki insan bu kadar farklı düşünür oldu?

Yaşanmışlıklar…

Bu konu üzerine bakınmaya başladığınızda karşınıza birçok kaynak çıkıyor. Amerikalı ekonomist Nassim Nicholas Taleb (Türkçe kopyasını ne yazıkki bulamadığım) “Fooled by Randomness” adlı kitabında hayattaki bir takım rasgele olmuş olayların bizi nasıl etkisi altına aldığını anlatmaya çalışıyor. Örneğin, kitapta aynı üniversiteden benzer derecelerle mezun olmuş iki kişiden birinin yüksek yönetici olurken diğerinin daha ortalama bir mevkiye geliş hikayesine yer veriyor. Yüksek mevkiye gelen adayın oraya gelirken ara aşamalardaki yaşanmışlıklarını ve başarılarını inceliyor. Bunların tek bir değişkenle değil birçok farklı faktörle ilintili olduğundan bahsediyor. Yüksek yöneticinin onun için önemli olan ama küçük gibi görünen başarılarının nasıl mutluluk ve kendine güven hormonu salgılattığından bu sayede evrimsel olarak nasıl daha fazlasını hayal edebildiğinden ve başardığından dem vuruyor. Aslında bakış açımızın bir parçası da vücuttaki kimyasal tepkimeler ve bunları tetikleyen bir dizi olaylar silsilesi. Taleb yaşanmışlıkların zihinsel, fiziksel ve kimyasal katkılarının bakış açılarının şekillenmesinde yadsınamaz bir gerçek olduğu mesajını iletiyor.

Yani aslında arkadaşlarım yaşadıkları ve şu an içinde oldukları durum dolayısıyla iki çok zıt ama kendilerine kendilerinki daha doğru görünen bakış açılarına sahipler. Peki aynı anda iki bakış açısıyla da bakmak, hatta üçüncü bir açıyı birileri söylemeden ortaya atmak mümkün mü? Bence mümkün, şayet yaşanmışlıkların çeşitliliğini hem keşfederek, hem de kendi kararlarımızın arkasında durarak arttırırsak pek ala yeni bir bakış açısı kazanabiliriz.

Burada iyi bir haberim var. Bazen yaşanmışlıklarımızı yaşamadan da arttırabiliriz. Örneğin, ilgimizi çeken farklı yazarları, türleri okuduğumuzda beynimizde oluşan kimyasal tepkimelerle orada yazılanları gerçekten deneyimlediğimizde meydana gelen tepkimelerin çok benzediği bilimsel çalışmalarda mevcut. Günümüzde Youtube’un da adeta görsel ve işitsel bir kitap gibi işlediğini düşünürsek kim bilir belki bugünün gençlerinin bakış açılarını da Youtube yönlendiriyordur?

Özetle, yaşanmışlıklar bakış açılarını şekillendiriyor, bakış açıları aldığımız kararları. Aldığımız kararlar da bizi biz yapan en önemli faktör. Bence cesurca karar almak ve sonuna kadar arkasında durmak çok önemli, unutmamak lazım hepimizin hayat defterinde bir hikayesi var bu hikayeleri bize ait yapan kendi bakış açımızla yazıyor olmamız…

Bu konulara meraklıysanız, Avusturyalı nörolog Viktor Frankl‘ ın nazi toplama kamplarında kendi hayata tutunuşunu, insanların nasıl farklı bakış açılarından geçtiğini anlattığı “İnsanın Anlam Arayışı” kitabını muhakkak okuyun derim.

* Arkadaşlarımın bu deneyin bir parçası olduklarından haberleri yoktu, ikisinin de görüşleri benim için eşit ölçüde önemli. Kendilerine buradan bir kez daha teşekkür ediyorum:)

AI-Fairness

I recently started to work on ai-fairness which seems a bit of fuzzy to me. I would probably modify this post a lot, or I may even delete the whole post. But ’till then, here are my starting points:

  1. Richard Zemel’s  interview
  2. Solon Barocas’ website
  3. Fairml book by Barocas et al.
  4. Kate Crawford’s NIPS 2017 talk
  5. A few papers from ICML, NeurIPS… (a bit more work is need)

 

To become more efficient – effective

It looks like I am becoming much more obsessed with efficient working as I get older:) By a curious twist of fate, staying concentrated on a topic is getting harder for me. That is why I decide to do some research on that topic and I am still on  the search phase… Probably, I will modify this post a lot but here are the very first quick links and books and blogs that seem useful to me:

Cal Newport has convenient insights, starting with his book called Deep Work is a nice start. I think googling him brings a lot of resources:)

Angela Duckworth is my second station on that journey..

To be continued…

 

Resources for better writing

Writing in English may become a nightmare , if you are coming from a native language which does not have the same habits English. Honestly, that is what some of my friends, including myself, experiences a lot.  Last week, I had kept thinking about how to write better in English, especially in some of the exams – GRE, TOEFL, GMAT- within few minutes. Although I was skeptical at first, some of the resources were really very useful. Here are some resources that you may also find useful in your writing journey:

  • On Writing Well by William Zinsser ( That is not just for better academic writing but it also works for blogging as well!)
  • The Elements of Style by William Strunk Jr. and E. B. White ( If you are looking for rules and effects of punctuation that is an irreplaceable resource for you)
  • They Say / I Say by Gerald Graff and Cathy Birkenstein and Russel Durst is the most recognized book as an academical writing guide. (For those are about to start writing thesis which might be compelling)

For those of you need to take writing pills just before the exam or enjoy learning from videos,  I would like to share some other supplementary resources:

  • Noteful’s wonderful youtube channel is definitely from where you should start
  • Magoosh seems very popular and you may try vocabulary exercises part of their website.
  • https://wordcounter.net/ is a very useful website that keeps track of your word usage, word density on left down menu. If you are exercising writings in the exam, I would highly recommend to use that place other than your favorite text editor.

P.S. I put teachings from “On Writing Well” by Zinsser.

  1. Believe in your own identity and your own opinions. Writing is an act of ego, and you might as well admit it. Use its energy to keep yourself going.” (p.24)
  2. Writing is a craft and nobody becomes Tom Wolfe overnight, not even Tom Wolfe.
  3. Who am I writing for” : “You are writing for yourself, don’t try to visualize the audience”. As simple as that:)
  4. You learn to write by writing. It’s a truism, but what makes truism is that it’s true.

CoNLL-17 competition on dependency parsing

Dependency parsing is an interesting problem to both AI and NLP researchers for decades. 2017 CoNLL shared task is all about it and trying to tackle with that was painfully fun:) My team, Koc-University, ranked 7th out of 33 world wide participants and for that I would like to thank Prof. Yuret for his genuine helps during the whole process. In case you interested, here is the paper and the code

 

 

Deneyimlemeden yaşamak

Mustafa Kemal Atatürk’ ün not defterinden

Erzurum Kongresinde Atatürk’ün yanında olan isimlerden Mazhar Müfit Kansu hatıratından:

Erzurum Kongresi’nin hemen sonrası, beni çağırdı: ‘Mazhar not defterin yanında mı?’, hayır paşam dedim. ‘Zahmet olacak ama bir merdiveni inip çıkacaksın al gel’. Defteri getirdiğimi görünce; ‘Ama bu defterin bu yaprağını hiç kimseye göstermeyeceksin sonuna kadar gizli kalacak. Bir ben, bir Süreyya (özel kalem müdürü), bir de sen bileceksin’. Bundan emin olabilirsiniz paşam dedik. ‘Öyleyse tarih koy!’ , Koydum 7-8 Ağustos 1919 sabaha karşı. ‘Zaferden sonra hükümet biçimi Cumhuriyet olacaktır bu bir. İki, Padişah ve hanedan hakkında zamanı gelince gereken yapılacaktır. Üç, örtünmek kalkacaktır. Dört, fes kalkacak, uygar milletler gibi şapka giyilecektir.’ Kendisine hayal peşinde koştuğunu söyledim.

Neden hayat hikayelerini bilmek?

Yukarıda bahsettiğim, her hatırladığımda tüylerimi diken diken eden bir hikayedir. Ancak, öteden beridir kafamı kurcalayan bir soru olmuştur biyografi okumak; başarılı insanların hayatlarından kesitler öğrenmek arkadaş sohbetlerinde anlatmaktan daha öteye gidebilecek kadar önemli midir? Aslında ben de emin değilim, hayat hikayelerinin bir etkisi olabilir mi gerçekten diye merak edenlerdenseniz denk geldiğim bilimsel çalışma dikkatinizi çekebilir.

Ayna Nöronların gücü

Parma Üniversitesinin önde gelen nöropsikiyatristlerinden Giacomo Rizzolatti 1990 yılında beynin bazı bölgelerinin hareket akışını kaydettiğini ve bunları tekrarlayabildiğini keşfetti. 2011 yılında yayımlanan çalışmasında ayna mekanizmasını detaylı olarak açıklayan Rizzolatti, insan beyninin bazı deneyimleri gerçeklemek için yapmaya ihtiyaç duymadığını, bunun yerine bu işleri iyi yapan insanları yeteri kadar gözlemlendiğinde de birtakım beyin hücrelerimizin o işi yapıyormuşçasına kendini hazırladığını gösterdi. Kinetik melodi adını verdiği fenomeni ise şöyle açıklıyor: 2 grup çocuk düşünün 1. gruptaki çocukların önüne çikolata konuyor, 2. gruptaki çocuklar ise sadece 1.gruptaki çocukları izliyor, bu esnada da 2.gruptaki çocukların ağız kaslarına giden sinirsel aktiviteler gözlemleniyor. Tabağa çikolata koyulduğunda bir aktivite yok, 1.gruptaki çocuklar çikolatayı ellerine alır almaz, bunu gören 2.gruptaki çocukların ağız kasları sanki açılacakmışçasına uyarılıyor!  Peki ayna faaliyetler sadece fiziksel aktivitelerle mi sınırlı?

Dr. Denis Waitley zihinde canlandırma olarak adlandırılan mental eğitim yöntemini olimpiyatlara katılan sporcularda uygulamaya karar verir ve onlardan yarışta olduklarını, karşılarına çıkan zorluklarla baş edebildiklerini hayal etmelerini ister. Bu esnada bütün sinirsel faaliyetleri kaydeder ve yarış esnasında daha önceden zihinsel canlandırma yapmış kişilerin yarışta da benzer sinirsel aktivitelerde olduğunu gösterir. Ünlü yaşam koçlarından Pierre Franck Rezonans Kanunu adlı kitabında, ayna nöronların kavrama becerimizi arttırdığını, sorunları çözme becerimizi geliştirdiğini yaşanmış çarpıcı örneklerle açıklıyor (sf. 131-135). Hatta kendisi, hedeflediğimiz alanda başarılı olmuş kişilerin öykülerini bilmemizin bizi mental olarak zorluklarla baş etmeye hazırladığını üstüne basarak belirtiyor.

Öğretmene şiir ve nobel para ödülü

Hal böyle olunca, mental gücümüzü arttırabileceğine inandığım birkaç yaşanmışlığı paylaşmadan edemeyeceğim.

Abraham Lincoln

Abraham Lincoln’ün talihsizlikleri nasıl mağlup edilemeyecek olunuru anlatır cinsten:

  • 21 yaşında iş hayatında başarısızlığa uğradı ve ilk iflasını yaşadı,
  • 22 yaşında Meclis seçimlerine girdi ve ilk politik kaybını yaşadı,
  • 24 yaşında iş hayatında yine başarısızlığa uğradı ve yine iflas etti,
  • 34 yaşında Kongre seçimlerine girdi ve kaybetti
  • 36 yaşında Kongre seçimlerine girdi ve yine kaybetti,
  • 45 yaşında Senato seçimlerine girdi ve kaybetti,
  • 49 yaşında Senatörlük seçimlerine girdi ve kaybetti,

Lincoln bir gün oğlunun öğretmenine uzun bir mektup yazmaya karar verir, adeta kendi yaşam görüşünü yansıtan bu mektuptan işte birkaç cümle:

Kaybetmeyi öğrenmesini öğret ona hem de kazanmaktan neşe duymayı..

Ona kendi fikirlerine inanmasını öğret, Herkes ona yanlış olduğunu söylese dahi

Bu mektubu kaleme alan Abraham Lincoln 54 yaşında ABD başkanı seçilmiş ve tarihe geçmiştir.

Albert Einstein

Büyük bir tutkuyla evlendiği ilk eşinden boşanmaya karar veren Einstein eşine bir mektup yazmaya karar verir: (Türkçesini bulamadığım mektubun İngilizcesine buradan ulaşabilirsiniz)

Sevgili Mileva,

Şimdi senden gönülü olarak boşanmanı isteyeceğim, lakin bir gün Nobel ödülünü aldığımda bütün para ödülünü sana vereceğimi bilmeni isterim…

Ve beklenen olur; Einstein bu mektuptan tam 3 yıl sonra kazandığı Nobel ödülünün tamamını eski eşine verir.

Sonuç olarak

Hepimiz günlük hayatın koşuşturmacasında bazı problemlerle karşılaşır ve motivasyonumuzun düştüğünü hatta bazen bırakma isteğini hissederiz. İşte bu anlarda bize ilham verebilecek kişileri bulmak onların zorluklar karşısındaki tutumlarını benimsemek, hatta işi biraz daha ileriye götürüp kendimizi koyabildiğimiz kadar onların yerine koymaya çalışmak o yaptıysa ben de yapabilirim! yaklaşımını benimsemek yeniden motive olmamıza, kararlılıkla kaldığımız yerden devam etmemize çok yardımcı olacaktır diye düşünüyorum. Bu bağlamda; takdir ettiğimiz, örnek aldığımız biyografileri okumak iyi bir tercih olabilir.